Mısırlı bir hocanın Kadir gecesinde yaptığı kunut duasını dinliyordum. Arapçam duayı baştan sona takip etmeye yetmiyor; kelimeler geçip gidiyor, arada tanıdık bir kök yakalıyorum, gerisini sezgiyle dolduruyorum. Ama bir yerde durdum, geri sardım, bir daha dinledim: “عَصَيْنَاكَ فَأَمْهَلْتَنَا، وَأَطَعْنَاكَ فَشَكَرْتَنَا”. Kelime kelime çevirmeye kalkışınca kabaca şöyle bir şey çıktı: “İsyan ettik, bize mühlet verdin; itaat ettik, bize şükrettin.”. Bu duanın ikinci yarısı alışık olduğum, bildiğim bir şey olmasına rağmen, ilk yarısı beni ürküttü. Benim büyüdüğüm çevrede "Allah'a isyan" ağır bir söz ve ithamdı. Dinden çıkmak, inancı kaybetmek, kapıyı arkandan kapatıp gitmek anlamına geliyordu. O yüzden bir duanın içinde, hem Kadir gecesinde, hem de "biz" diye çoğul kurularak "isyan ettik" denmesi bana tuhaf geldi; kimsenin kendini böyle bir yerde görmeyeceğini düşündüm. Sonradan fark ettim ki mesele birazcık da tercümede. Arapçadaki ‘ma'siyet’ çok d...
Kin tutmak… İslam kültüründe ve ahlakında hiç hoş karşılanmaz; hatta doğrudan yasaklandığını söylemek bile hata olmaz. Fakat maalesef, kendimize yapılanı anında unutup her şeye sıfırdan başlayabilecek bir zihni durağanlığa ya da gamsızlığa sahip olamıyoruz çoğunlukla. Bir taraftan da alınan darbeleri unutmamak varoluşsal bir zorunluluk gibi geliyor kulağa. Sonuçta mümin, aynı delikten iki defa ısırılmaz. O deliğin yerini ve o yılanın şeklini unutmak tedbirsizliktir. Ancak galiba kin tutmak ile yapılanı unutmamak (yani tedbirli olmak) arasındaki ince çizgiyi, bir noktadan sonra "karşı aksiyon" alma isteğinin olup olmaması belirliyor. İçinizde bir yerde intikam isteği ve hevesi barınıyorsa, o duygunun adı artık hafıza değil, kindir. Bir de karşıdaki kişinin kinini görüp, hissedip buna karşı sükuneti koruyabilme ‘yeteneği’ var ki; bu, kin gütmemenin kendisinden çok daha muazzam bir irade gerektiriyor. Karşınızdaki insan, nefretinden ötürü mütemadiyen pasif-agresif yöntemlerle ya...