Kin tutmak… İslam kültüründe ve ahlakında hiç hoş karşılanmaz; hatta doğrudan yasaklandığını söylemek bile hata olmaz. Fakat maalesef, kendimize yapılanı anında unutup her şeye sıfırdan başlayabilecek bir zihni durağanlığa ya da gamsızlığa sahip olamıyoruz çoğunlukla. Bir taraftan da alınan darbeleri unutmamak varoluşsal bir zorunluluk gibi geliyor kulağa. Sonuçta mümin, aynı delikten iki defa ısırılmaz. O deliğin yerini ve o yılanın şeklini unutmak tedbirsizliktir. Ancak galiba kin tutmak ile yapılanı unutmamak (yani tedbirli olmak) arasındaki ince çizgiyi, bir noktadan sonra "karşı aksiyon" alma isteğinin olup olmaması belirliyor. İçinizde bir yerde intikam isteği ve hevesi barınıyorsa, o duygunun adı artık hafıza değil, kindir. Bir de karşıdaki kişinin kinini görüp, hissedip buna karşı sükuneti koruyabilme ‘yeteneği’ var ki; bu, kin gütmemenin kendisinden çok daha muazzam bir irade gerektiriyor. Karşınızdaki insan, nefretinden ötürü mütemadiyen pasif-agresif yöntemlerle ya...
Bazen aklıma bir düşünce geliyor, hayatımla ilgili bir döne yakalıyorum ya da aklımdaki bir düğüm çözülüyor gibi hissediyorum. Böyle durumlarda ilk gösterdiğim refleks yakaladığım fikri olgunlaştırmak ve sınırlarını anlamaya çalışmak oluyor. Bunun için de eğer hareket halindeysem durağan duruma geçmeyi, halihazırda durağan durumdaysam da uzanmayı ya da oturmayı istiyorum. Ancak eğer aklımdaki fikir bir rüya bulanıklığındaysa, ben aksiyon almayı düşünmeye başladığımda dahi bulanıklaşıp gözlerimin önünden siliniyor. Fakat eğer ki bana daha berrak görünen bir fikir yakaladıysam bu durum bana aksiyon almayı başaracak kadar süre veriyor. Ne var ki aksiyon alıp istediğim pozisyona geçtiğimde ise kafamdaki şey çoktan büyüsünü kaybetmiş, sıradan bir düşünce haline gelmiş oluyor. Bu durumu belki günde 2-3 kez yaşıyorumdur. Her seferinde düştüğüm bu anı olgunlaştırma saçmalığını devam ettirmekten hicap duysam da döngüsünü kırıp fikrimi olgunlaştırmayı başardığım sayı ç...